evet hatırlıyorum o günü az biraz.tarif atmem gerekirse yoğun bi expresso gibi.artık acılığının talı bi yanı kalmamış ve yoğunlugu midenizi kaldırıyor gbi...
benim midemi kaldırmadı. benim duygularımda bir yıkıma uğramamı sağladı.
benim artık duygularım yoktu.parçalanmış birsürü kelimem vardı artık.artık cümlelerim kırılmış,koca bi ajanda dolusu yazım yırtılmıştı.
benim artık duygularım yoktu.inancımla beraber ölmelerini izledim.
benim artık bir sürü ölüm vardı.yaşaıdım onlarla uzun bir süre.bazen görmedim,bazen de içimde hissettim.yakın ya da uzak,gerçek ya da değil,sıcak ya da soğuk... onlar artık benim ölülerimdi ve taa içimde beni de çürüterek,benimle beraber yaşamaya zorunlu kokuşmuş duygularım gibilerdi.zamanla onları bile sevmeyi öğrendim.
öldürdüklerim ve ben.alışmıştık birbirimize.herhangi bir hoşnutsuz durumda bile suçu birbirimize atıcak kadar.alışmıştım...bir hiç oluşuma.
aslında o zaman farkettim.her şeyin koca bir hiçten oluştuğunu.koca bir boşluk.koca bir düzen.üstelik bir suyun akışı kadar olağan,alışıldık ve sakin bir şekildeydi yaşam dedikleri.
herkes her şeyi sadece olması gerektiği gibi yapıyordu.olması gerektiği gbi yaşıyordu.olması gerektiği gibi yaşlanılıyordu ve böyle olması gerektiği için ölümlerin bile bir anlamı kalmıyordu.
sevgili ölülerim ve ben.tek ortak noktamız anlamsızlığımız.damarlarımızdan yudum yudum akan çaresizliğimizle boğuluyoruz.duyamıyoruz bile içimizdeki sesleri.bi dinleyebilsek:
aslında ben yokmuşum.aslında sen yokmuşsun ve ben aslında hiç expresso içmemişim