07 Şubat 2010 Pazar

şimdi tüm şehre küfrederek ayrılıyorum 
yokluğunu da yanımda götürerek 
o hiç itiraz etmedi kızgın kumlarda yürümeye 
amaçsızca koşmaya ve otostop çekmeye 
komaya girene kadar içmeye 
yokluğun hep senden daha cesurdu ve daha sadık 
şimdi başımı yokluğuna yasladım 
onunla birlikte gezeceğiz hindistanı 
sonra varanasiye ölmeye gideceğiz

31 Ocak 2010 Pazar



Geceye başlangıçtır adı

Bilinen bir adettir kadının adamı anıp,
uykusuz kalması
Ve bilinir adamın kadını anarken sövüp sıçması
Kadın düşünde huzur arzular;
bulduğuysa aşktan kalma bok kokusu
içine çeker kusar kadın,
kanlı gözlerinden birer birer..
Susar elbet.
Yakar karanlığı
İstediği, özlediği; aydınlık mı?
Bilinmez
O gece belki ağlamaz öncesi gibi
Bulutlar gibi boşuna asar yüzünü
Eskiden kalma öylesine bi anı açar;
yaprak yaprak..
Dökülür özlenenin kokusu,
yaprak yaprak
Ağzından içeri akar
Ağzıyla beraber gözünü yumar
Ve sonunda düş olur akar uykuya adı.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Hayatınızda bir tane gerçek aşk vardır
 Bu kimileri için ilk birlikte oldugu erkek kimileri içinde asla gelmemiş ve artık gelmiyecek olandır.
Geldigindeyse Ondan öncekiler ve sonrakiler önemini yitirir .Filmlerden gördügünüz yada içimizde böyle olması gerektigini düşündügünüz o havayı yaşıyosunuzdur ve bunun gerçekleşmesi için, dünyadaki en güzel ve huzur veren'e ulaşmanız için sadece bi an vardır.bir bakış bir dokunuş bi söylem yada sizin dünyanızdan cok uzak bi gülümseme...O olur ve herşey değişir.kendinizi artık herseyın acık tonlarda oldugu ve yasandıgı gercek olamayacak kadar guzel bi düşün içinde bulursunuz.Dönüp geriye baktıgınızda bunun hayalini kuramamış oldugunuz o gunleri düşünürsünüz ve şaşar acırsınız.Hiç kimsenin sizin hissettiklerinizi anliycagını sanmassınız cünkü siz bile anlayamazsınız...
  Herşey tek bir ana bakar ve bu acımasızca ve haksızca olmasına ragmen işin doğrusudur ve o anı kaçırdığınız zaman yaşasaydınızda olcagı gibi ruhunuzda  yeni bi iz bırakır. Ama busefer geriye dönüp baktığınızda kaybettiklerinizin hayali gelir aklınıza.ve bu şekilde devam edersiniz hayatınıza.Pişmanlıklardan uzak sandığınız ama yüreginizin yandığı soguk bir hayat.Keder kaplar ve en kötüsü korkular,korkaklıklar.Dışardan bakarsınız artık mutlu olana normal hissedersiniz kendinizi herşey yolunda gibi gelir aslında öyledirde milyarlarca insanla aynı kaderi paylaşır aynı fotograf karesinden gülümsersiniz.siz poz verirkende yakınlarınızda biryerle birzamanlar tanıdıgınız insanlar size tanıdık gelen yaşamları paylaşırlar ve evet onlarında suratında kocaman size tebessüm ettircek gülücükler vardır...
 Hayatınızda bir tane gerçek aşk vardır
 Bu kimileri için orjinal bir yalnızlıkken kimileri içinde bıkılmadan tekrarlanan çokluklardır.
 Yalnızlığın içinde korkmazsınız çünkü hiç olmadıgınız kadar yalnız hissederken bile yanıbaşınızda bir kalp çarpar ne sizin duyamiycagınız kadar yavaş nede başkalarının dikkatini çekçek kadar hızlı.Bi size atar bi size çarpar o.Bu nasıl yalnızlık diye düşünmek yerine onun fısıltıları içinde kaybolursunuz istdiginiz yerlere.Yada çok olursunuz kendinize ve zaaflarınıza ayırdığınız mat renkli zamanların dışında.Duyduklarınız yüreginizi okşar kalbinizi çarptırır durur sanarsınızki mutluluk bu.Sanarsınızki o kalp hiç durmadan çarpçak bu tatlı sözler için.Sanarsınızki hiç yoktan bir olmuşsunuz iki ayrı bedende bir zihni oluşturmuşsunuz...artık kalbiniz çarpmayı bırakıp  savaş yaralarıyla ölümü beklerken korkutucu yalnızlıgınıza gömersiniz kendinizi.daha çokları vardır artık çevrenizde ama kimse bilmez kimse sormaz.Kalbinizse ufak krizler dışında durmuştur bile siz çokluklarınıza derdinizi anlatırken 'sorun sende değil bende diye..'

24 Ocak 2010 Pazar







Katlediyorlar Kahroluyoruz; Aradan Yıllar Geçiyor Unutuyoruz!
          
         Ülkemizde yıllardır aynı senaryo uygulanıyor. Türkiye'de çağdaşlığı, laikliği, demokrasiyi savunanlar, katlediliyorlar! Ardından yetkililer:
"Kanı yerde kalmayacak; failleri yakalayacağız " diyorlar...
Tepkiler zaman içinde yatışıyor; geçen zaman içinde olay unutuluyor. Yeni bir cinayet işlenesiye kadar; toplum suskunluğa bürünüyor. Halk katillerin yakalanacağına inanmıyor! Üçok'tan, Aksoy'a, Emeç'ten, Mumcu'ya, Kışlalı'dan, Hablemitoğlu'na değin birçok faili meçhul cinayeti aydınlatamayan devlet kurumlarına ve siyasilere kimse güven duymuyor!
         24 Ocak 1993'te, Ankara Karlı Sokakta patlayan bir bomba; Uğur Mumcu'yu aramızdan, aldı! O korkusuz kalem, O cesur insan, bağımsızlığın, yurtseverliğin şairi, Saygı Değer Güzel İnsan; Mumcu da eli kanlı katillerce katledildi!
Cenazesinde on binlerce insan vardı. "Katiller bulunsun; hesap sorulsun!" sloganlarıyla yürüdü...
Yürüdük, bağırdık, sesimiz kısılıncaya kadar...
Aradan yıllar geçti! Yalnızca yıl dönümlerinde anımsadık! Mumcu için düzenlenen paneller, söyleşilerde başlangıçta hınca hınç dolardı salonlar...
Sonra salonlarda azaldık! Meydanlarda ise yok olma noktasına geldik...
Konuşmalarda isimleri geçtiği zaman, içimiz sızladı ama o kadar...
Oysa katledilen Demokrasi Şehitlerimizin hepsi!
İnsanı, insanlığı, tümüyle Türkiye'yi evrensel değerlere ulaştırmak, daha güzel, daha kolay yaşanılır bir dünya için düşündüler ve yazdılar! Buna karşın; kendileri için hiçbir şey istemediler...
         Acı ancak gerçek; örgütlülüğümüz giderek zayıflıyor! Yalnızca acıda bütünleşiyoruz! Tepkimizi haykırıyoruz; sonra dağılıyoruz! Aydınlık yarınlarımıza zemin oluşturacak; zamanlarda güç oluşturamıyoruz!
Yıllar önce yayınlanan "Liberal Çiftlik" kitabında, Sayın Mumcu! "Şimdiye kadar kızarak yazdım, anlamadılar! Şimdi de gülerek yazıyorum; belki anlarlar!" diyerek:
Ekonomimiz alaturka, liberazimimiz arabesk, sermayemiz nazlı, iş adamımız narin!
Ekonomide serbest, siyasette grekoromen güreşiriz! Uçan kuşa borcumuz; uçmayana hıncımız var...
Devrim yasak, evrim sakıncalı, döneklik yararlıdır! Az gelişmiş demokrasisimizde...
İfadeleriyle kara mizah yaptığı kitabında; "Solculuk Gelişiyor" başlıklı yazısında, parçalanıp, bölünmüşlüğümüzü hicvedip, şöyle bitirmiştir!
         "Solcuları bir araya getirmek için yapılan çalışmaların 2520 yılına kadar;  süreceği anlaşılmaktadır. Sol fraksiyonların ve çeşitli sosyal demokrat görüşlerin, nerede bir araya gelmeleri gerektiği konusundaki tartışmaların; önümüzdeki yüz yıl içinde başlayacağı sanılmaktadır!" demiş rahmetli...
Kendisinin yazmış olduğu bu kara mizahtan, burada toplanan bizlere de pay düştüğü gerçeğini, üzülerek anımsatmak istiyorum sizlere! Her birimiz bu duyarsızlık konusunda, çok da masum sayılmayız...
Zararın neresinden dönülürse kar saymamız umuduyla, yıllardır hep gözden kaçırıp, hakkını veremediğimiz, ortak kimliğimiz ve sorumluluklarımızın gereği olan, gerektiği anlarda güç oluşturabilmemiz gerektiği konusunda, çok da başarılı olamadığımız gerçeğinin, çok önemli ayrıntıyı her seferinde göz ardı etmemizin; hepimizin en büyük yanılgısı olduğuna inanıyorum! Bu duyarsızlığımız ve anlamsızca kısır çekişmelerin içinde zaman ve emek kaybımızın da bizim ayıbımız olduğu inancındayım!
Bu parçalanmışlığımızın, bölünmüşlüğümüzün, faturasını çocuklarımıza, torunlarımıza ödetme hakkımızın olmadığının ayırtına varıp; gücümüzü birleştirme, bütünleştirme eylemini başlatalım! Uzatıp birbirimize ellerimizi, birleşip, bütünleşelim, karanlıklardan birlikte kurtulalım! Bunu yaparken de ille de birbirimizi çok sevmemiz gerekmediğini anımsatarak!
24.01.2010'da da birçok farklı il ve ilçelerde, meydanlarda toplanıp, demokrasi şehitlerimizi anma programları yapacağız. Hiç birimizin, bir birimizin karakaşı ve kara gözünün hatırı için bu meydanlara gelmediğimizi anımsayıp! Bizi buralarda bulunma zorunluluğunu duyumsatıp, bizi aynı saatte, aynı alanda bulunmaya iten ortak kimliğimizin gereği sayarak; bundan böyle taşımaktan onur duyduğumuz bu kimliğimize hakkını verebilmek, gereğini yapabilmemiz umuduyla! Hepinize bir kez daha saygılarımı sunarak, daha duyarlı bireyler olmak zorunda olduğumuzu anımsatmak isterim...
         Kaleminden başka silahı olmayan; yazarlık ve gazetecilik alanında, hiçbir tehdide kulak asmayan, Laik Türkiye Cumhuriyet'ini, korumak adına her yazdığını belgelere dayandıran; araştırmacı gazeteci Uğur Mumcu, üretkenliğinin cezası olarak; katledildi!
Suçu: Düşünmek!
Araştırmak!
Ve Yazmaktı!
Bu gün 24 Ocak 2010
Uğur Mumcu'nun ölümünün, 17'ci yıldönümü!
O'nu hunharca katledenler; bilmeli ki!
Sayın Mumcu, fikirleriyle ve eserleriyle; sonsuza dek yaşayacaktır!
Benzer acıları, bir daha hiç yaşamamak umuduyla!

17 Ocak 2010 Pazar




SEN  uyurken BEN hala oturabilirim
SEN slow müzik sevmezken BEN slow müzikleri dinleyip ağlayabilirim
SEN uzun telefon konuşmalarını sevmezken BEN seninle saatlerce konuşabilirim
SEN mesajlaşmayı gereksiz bulurken BEN sana günün her saati msj atabilirim
SEN mariachi sevmezken BEN arka arkaya sadece mariachi içerek sarhoş bile olabilirim
SEN ders çalışmayı sevmezken BEN senin için bütün konuları ezberleyebilirim
SEN arabalara taparken ben bujilerin nası meme yapabildiğini defalarca anlayamayabilirim
SEN futbol maçı izlerken BEN farkında olmadan defalarca önünden geçebilirim
SEN hangi takımı tutuyorsan BEN o takım şampiyon olsun isteyebilirim
SEN makarna severken BEN sırf sen seviyorsun diye makarna yapmayı öğrenebilirim
SEN kokoreç yerken BEN senin bağırsak sevdana saygı duyabilirim
SEN benim arkadaşlarımı tam olarak sevemezken BEN senin arkadaşların için sofra bile hazırlayabilirim
SEN tatillerinde arkadaşlarınla buluşurken BEN senin arkdaşlarınla olduğun vakitlerde tatil yapabilirim
SEN hayata eğlenmek için geldiğine inanırken BEN hayata senin için geldiğime emin bile olabilirim
SEN ilişkilere saçma gözüyle bakarken BEN seninle olan herşeye mantık abidesi boyutunda tapabilirim
SEN aksiyon ve bilim kurgu severken BEN senin için onları saatlerce izleyebilirim
SEN en çok hangi rengi seviyorsan BEN o renkten başka renk bilmeyebilirim
SEN uyurken BEN uyumadan seni izleyebilirim
SEN hangi renk saçı seviyosan BEN saçımı o renge boyatabilirim
SEN saçını nasıl seviyorsan BEN senin saçının o şeklini sana inanılmaz yakıştırabilirim
SEN beni gördüğünde sadece selam verirken BEN sadece seni görebilmek için saatlerce bekleyebilirim
SEN kapı önüne çıkmaya üşenirken BEN senin için şehirlerarası yolculuk bile yapabilirim
SEN ankarayı sevmezken BEN sadece içinde sen varsın diye bir şehire sonsuz bağlanabilirim
SEN eski sevgilin için hala üzülürken BEN sabırla seni bekleyebilirim
SEN daha yaşım erken derken BEN sensiz geçen yıllara üzülebilirim
SEN kaliteli müzik dinlerken BEN müzikleri sadece senin için dinlerim
SEN benim senin için yazdığım yazıları okumazken BEN senin için yazı yazabilirim

SEN mutluyken BEN kenarda saatlerde seni izleyebilirim
SEN mutsuzken BEN senin elini tutabilirim

SEN BENİ SEVMİYORKEN BEN SENİ SONSUZA KADAR SEVEBİLİRİM BURAK AYKUT...

16 Ocak 2010 Cumartesi





Hiçbir acı dört mevsim yaşanmadı.
kör kavgasına tutuşurken körlerle.
ne senden bir şey almasına izin verirsin
ne’de sen alırsın gözlerinden duygularını.


Kaçıp giderken;
ardında bıraktığın
yakamoz izlerle bulur seni,
kendinde bıraktığın kalıntılar,
yıkıntılarla.
Bir mumun titrek ışığı
deliyor karanlığımı
seyre dalıyorum karanlıkla dans eden ateşi.
karanlıkla dansı.
Ömrüm bir başkasının iç çekme anıdır
ve hangi delikten baksam duvarlara.
Duvarlar
duvarlar
yüksek ve yosun tutmuş 
ötesi yok!
berisi sonsuz sonsuzluk içinde
kayboluyorum.
Aklımı bir kenara bırakıyorum
zamanı boğmak için.
Yapamıyorum
alıyorum içime tekrar.
Bir fahişenin bekâretini yeni kaybetmiş gibi.
bacak arasından sayısız kişinin geçmesine rağmen
ilk kez tadar gibi
bu hiçte yabancı gelmeyen duyguyu.
 uyumaya başlıyorum
uyandığımga
ölmüşüm..

15 Ocak 2010 Cuma



Ansızın geliyorsun,
derme çatma bilincime,
"saatten haberin yokmu ?" dercesine bakıyorum gözlerinin içine,
gel içeri der gibi git diyorum sana,
içime sürüklüyorum seni,
ben seni kimde kaybettim bilmiyorum,
duru su gibiyken sen,
hep bulanık görünüyorum ben,
sana giden yollarda
can alıp can veriyorum
düğüm düğüm içim
gelde çöz beni
bazen sana asırlar önce vurulmam gerektiğini hissediyorum
en keskin duygularımla
kalbine jiletten bir duvar örmekle
başlardım işe
düşünüyorum da biz seninle
ne nükleer savaşlar gördük
nede ekonomik buhranlar
2.dünya savaşının sonuna bile yetişemedik
korkudan sarılamadık bile bedenlerimize
kaybetme duygusunu bi tek insanlarda gördük
karartma günlerinde
yalan ifadelerde
koruyup/kollayamadık bile birbirimizi
yinede gidişinle
akrandı 2.dünya savaşının sonu
dağılan tüm ittifaklarım
kalbimi esir aldı
toprağa düşerken bir insan bedeni
tüm savaş yeminimi bozarak
ben senden geri çekildim
çoktan isyan içimde bir yerlerde başladı bile
er meydanından gözü yaşlı dönmekte varmış
gün doğarken vursunlar ya beni
yoksa ölüm orucuna yatıyorum ardından
tüm ateist duygularım ayaktayken
giderken belden aşşa vuruyorsun hep
eğer yanımda dursaydın,gitmeseydin
başlamazdı belkide bu cihad,bu kargaşa
gitmediğimiz yerlerde
ölmezdi görmediğimiz masum insanlar
neyse artık çok geç
ateşe verilmiş bedenime özlem kafa tutmaya başladı bile
açık saçık bir halde kundaklanırken tüm hücrelerim
seni özlemenin bedeli bu muydu
hatıralarıma jilet atan gözlerin bu kadar keskin olmak zorunda mıydı ?